Nov 9, 12:02 AM
‘Zamanı onaran adamlar vardır. Onlar birer metafizik işçidirler. Herkes tüketirken onlar üretirler. Herkes yatarken onlar ayaktadır, herkes uykudayken onlar uyanıktır. Kitleler günaha koşarken onlar duaya dururlar. Herkes kendisi için telaş ederken, onlar herkes için telaş ederler.’
Tanım: Mustafa İslamoğlu
Kitaplar: Ali Ulvi Kurucu Hatıralar ( I-II-III-IV ), Hayatımın İbret Aynası ( I-II )
Nov 9, 12:02 AM
Aug 11, 01:01 AM
...
Hazret-i Bilâl radiyallahu anh rivayet eder. Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, Tebük harbine hazırlık üzere idiler. Sahabe-i kirama konuşma yaptılar. “Getiren getirsin, getiren getirsin.” buyurdular. Getirilen mallar toplandıktan sonra:
“Bilâl bir de kadınlar tarafına gidelim. Kadınlardan da veren olur belki.” dediler. Beraber gittik. Onlara hitap etti:
“Ey kızlarım! Sizler de ne verebilirseniz verin bakalım. Verdiginizin kat kat karşılığını, yarın cennette Rabbim size verecektir. Ben verdiklerinize şehadet edeceğim. Allah’ ım ben şahidim, bunlar bana neleri varsa verdiler, diyeceğim…” buyurunca, Peygamber-i Zîşân’ ın yanlarına kadar geldiğini, kendilerine hitap ettiğini gören kadınlar, herşeylerini vermeye başladılar.
Eteğimi açtım. Elbisemin eteğine yüzükler, bilezikler, küpeler, kolyeler geliyordu. Kenarda, on oniki yaşlarında bir kız çocuğu gördüm. Fakir bir ailenin kızı olmalıydı. Bir şeyi yoktu. Annesinin küçükken kulağına taktığı küpeyi vermek için çıkarmaya çalışıyordu.
Uğraştı, uğraştı açamadı. Çekti kopardı. Kan damlayarak getirdi eteğime attı. Eteğim kanlandı...
O anda imanı, kalbi, ruhu çoşmuş olan yavrucak, “Resûlullah bekliyor, herkes verir de ben nasıl bundan mahrum kalırım? Küpenin açılmaması bana mani mi olacak!” dedi, çekti, kulağının memesini kopardı, körpe kızıl kanıyla, birer yakuta dönmüş olan küpeleri getirip verdi.
Kaynak: Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar – 1, M. Ertuğrul Düzdağ, 4. Baskı, Sayfa: 201 – 202
Aug 11, 01:01 AM
Jul 27, 02:22 AM
...O hâle düşünce: “İnsan insanlığından sıyrılır, çünkü insanı insan eden değerler, İlâhî ölçülere, bağlı olan kıymetlerdir.” tezini müdafaa ediyor idi.
“Sohbet ettin, konuşmalar yaptın, vaazlarda bulundun; fakat kabul etmediler, red gördün, hüsn-i kabul görmedin… Onlara kızmayacaksın. Kendine kız; evine gel, guslet, iki rekât namaz kıl; tevbe et, de ki:
Allah’ ım! İslâm kabul edilmeyecek, inanılmayacak dava değil. Fakat benim günahlarım mani oluyor… Ya Rabbi, günahlarımı affet, sözüme tesir ver, hâlime İslâm’ ın cazibesini ihsan eyle ki, sadece kâlimle değil hâlimle de beni bilsin ve tanısınlar…”
Kaynak: Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar – 3, M. Ertuğrul Düzdağ, 3. Baskı, Sayfa: 205 ve 214
Jul 27, 02:22 AM [1]
Aug 9, 08:15 PM
Cemil Meriç okumaya ve anlamaya çalışmalarının didinimidir bu kitap. Elime yıllar önce aldığım yarıda bıraktığım ve döndüğüm bir kitap ama şimdi daha iyi durumda olduğumu ve birazda olsa yakalayabildiğimi görerek sanırsam bir açılımın geldiğini görüyorum. Bu kitabı ilk okumaya çalıştığım yıllarda otobüste birileri bana ne anlattığını sormuştu şimdi sanırım verilecek bir cevabım var :).
Kitap henüz bitmedi ama paylaşmak istediğim yerleri var bu birazda bir daha vakit bulamayabileceğim korkusu.
Başlık: Leyla’ sı Olmayan Edebiyat
Sayfa: 180-181
“...Ama Hint lirizminin ne bir Leyla’ sı var, ne bir Mecnun’ u. Aşk erişilmez bir ideal değil, yaşanan bir gerçek. Şair bir kadına değil, kadına âşık, kadına, yani tabiatın bütün güzelliklerine.
“Tanrı bir de baktı ki bütün harcı tükenmiş, kadını nasıl yaratsın… Ayın yuvarlaklığını, sarmaşığın kıvrılışını, asma filizlerinin yapışkanlığını, çimenlerin titreyişini, sazların bükülüşünü, çiçeklerin kadifesini, yaprakların hafifliğini, fil hortumunun zarif biçimini, ceylanın bakışını, peteğin hendesesini, gün ışığının neşesini, bulutların göz yaşlarını, rüzgarın kaprisini, tavşanın ürkekliğini, tavusun kibrini, papağanın göğsündeki yumuşaklığı, elmasın sertliğini, balın tatlılığını, kaplanın zalimliğini, ateşin yakıcılığını, karın serinliğini, ala karganın gevezeliğini, kumrunun ötüşünü, turnanın riyakârlığını, Şakravaka’ nın sadakatini biraraya getirerek kadını yaratmış ve onu erkeğe sunmuş”.
Başlık: Amaru
Sayfa: 199
Siyah bir nehir gibi akıyordu yollar
Gurbete.
Genç kadın ufka bakıyordu.
Gün battı, sular karardı.
Evine dönmeliydi artık,
Beklenen gelmiyordu.
Birkaç adım atabildi ancak,
“Ya geliyorsa?” diye mırıldandı.
Tekrar çevirdi hızla başını,
Ufuklar yeniden tarandı.
Hangi şair bir kadın ruhundaki teslimiyeti Amura kadar güzel dile getirebilmiş.”
Meriç Hint’ i ve Hint Edebiyatını örneklerle bize sunuyor.
Aug 9, 08:15 PM
Aug 9, 06:20 PM
Zaman ve ortam yoksunluğundan bu kitaplarla ilgili paylaşımları geciktirdim.
Kitap : Han Duvarları
Yazar: Faruk Nafiz Çamlıbel
Bu kitaba dair diyebileceğim tek şey “Han Duvarları” ve “Kızıl Saçlar” gibi şarin bilindik şiirleri gerçekten ayrı birer lezzeti olan şiirlermiş. Peki hiç mi okumadık, bilmiyormuyduk bu şiirleri eğer mesele lezzet almak ve anlamaksa hayır. Okul yıllarında karşımıza çıkarılan bu şiirler; bizde hem şairleriyle hem de şiirleriyle sadece dönüşü olmayan bir bıkkınlık uyandıran, bizleri hem şairlerinden hem de şiirlerinden uzaklaştıran birer anı diyebilirim.
Sorunun kaynağına inecek bilgelikte ve donanımda değilim ama kanaatimce ya o şiirler önümüze, iyi niyetle iyi örnekler vermek adına, çok küçük yaşlarda getiriliyor ya da doğru zaman dilimlerinde sunuluyor fakat toplum olarak olgunlaşma ve anlama yaşımız bilimsel verilerden uzak olduğu için istemeyerek kayıtsız kalıyoruz. Aslında bu gene yanlış zamanlama demek.
Kitap : Ölü Canlar
Yazar: Nikolay Vasilyeviç Gogol
Kitabın arkasında eseri hakkında Gogol, “Kalemimden öyle canavarlar fırlıyor ki, ben de şaşıyorum. Bunu kim görse korkudan titrer” diyor. Kitap bunu doğrular nitelikte ama şaşırıyorsunuz çünkü günümüzde ilişkiler tam da kitabın kahramanı “Çiçikov” un dünyayı algılayış şekline göre yürüyor.
Ailelerin sürekli çocuklarına girişken ol içine kapanık yetişme biraz gözü pek ol dedikleri( “Mü‘minin firâsetinden korkunuz” değil kastedilen ) ve bunu başaranların da ne adam ama nasıl bağlantıları var diyerekten ayakta alkışlandığı, maddi ve manevi fotoshop’ un doruklarına ulaşmış insanlarla ilişkilerini bir gün bir yerde mutlaka işime yarar diyerekten sadece bu insandan( inekten: etinden, sütünden, derisinden,... ) nasıl faydalanabilirim mantığıyla yürüttüğü insan modeli birebir anlatılmıştır “Çiçikov” la.
Özenmedim değil Çiçikov’ a, hatta helal olsun dedim zaman zaman. Ama yazar canımı sıktı: diyor ki “canavarlar fırlıyor kalemimden bunu kim görse korkudan titrer!”. Bence bu kitap kişisel gelişim kitapları arasında temel eser olarak yerini almalı ve bu kitabı okumayan yönetici yapılmamalı.
Kitap : Ölü Evinden Anılar
Yazar: Dostoyevski
Hayatımda okuduğum en zor kitaptı diyebilirim akıcılık yönünden. Kitabın yarısında bu kitapta anlatılanların Dostoyevski’ nin kendi hapishane yıllarından olduğunu öğrenmeseydim bu kitabı bitirmekte bu kadar kararlı olacağımı sanmıyorum. Ama ilginç bir zaman diliminde okumamın da etkileri oldu. Bu koşullara bu mantaliteye benzerliği olan bir yerden geldiğim bir zamana rastgelmesi beni boğdu diyebilirim. Bu değerlendirmeyi yapmak haddime değildir ama Dostoyevski ortamı, insanlarla ilgili gözlemlerini anlatırken gözlem ve tasvir o kadar net ki sanki direk yazarın gözleriyle bakıyorsunuz.
Kitap : Yalancı İlişkiler
Yazar: Tolstoy
Niye okuduğumu bilmediğim kitaplardan biri. Kitabın ismi kitabın kendisi. Aslında kitap konu olarak Gogol’ un “Ölü Canlar” kitabının daha özele inilmiş şekilde kısa öykülerle yazılmış hali diyebiliriz. Tabi Mariya gidip gelmeler yaşıyor iki hayat tarzı arasında, hatta yanında da bunları önceden tahmin eden buralardan geçmiş tercihini yapmış bir karekter daha koymuşlar direk “Çiçikov” gibi uzmanlaşmamışlar bunlar sürüncemedeler. Ama Diğer öykülerde değinilen “Kont” karekteri “Çiçikov” u bize fazla aratmıyor. “Çiçikov” a biraz şehvet katın ve sürün meydana tabi bu şehvet “Kont” un fotoshop’ unu zedeliyor.
Kitap : Kuyucaklı Yusuf
Yazar: Sabahattin Ali
Bu kitabı okuma sebebim daha önce çok duymuş ve okumamış olmam ve Sabahattin Ali’ nin diğer kitaplarını okurken aldığım lezzeti tazeleme isteğim oldu. Ama “Bir Kürk Mantolu Madonnada” ki derinliği bunda bulamadım diyebilirim. Biraz da karekterleri “Yusuf” ve “Muazzez” in tamda başlangıçta verdikleri sağlam duruşun sonraları oldukça zedelenmesi, tabi hep alıştırıldık, yani galiba biraz bizi yansıtması beni “bumudur zaten biz bunu yaşıyor ve biliyoruz içinden çıkamıyoruz aslında sen bunu başarmış birini bize sunmalıydın” iç devinimlerine itti diyebilirim.
Kitap : Mevlâna
Yazar: Sezai Karakoç
Bu kitap özetlenemeyecek bir kitap Mevlâna’ ya yaklaşımı doğru kapıdan yapmak için okunmasını tavsiye ediyorum. Ama bu bir başlangıç olabilir sadece dalları işaret eder yeterli olmadı kısa geldi diyebilirim.
Kitap : Yunus Emre
Yazar: Sezai Karakoç
Yukarda Mevlâna kitabı için ne demişsem aynısını bu kitap içinde kullanabilirim. Yunus’ un şiirini anlamaya başlıyorsunuz aa ben kuru kuru okuyormuşum diyorsunuz çünki size bir şair anlatıyor o şiirleri ve iki kitapta da Sezai Karakoç o günün şartlarınıda gözümüzün önüne sermeye çalışarak tarih bilminin en önemli bir kuralının uygulanışınıda örnekliyor diyebilirim.
Kitap : Ankara
Yazar: Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Kitap tamamen ankara diyebilirim oranın ruh hali bu kitapta kesinlikle var. Kurtuluş Savaşı ve sonrası fikirler bu fikirlerde sapmalar yanlış değerlendirmelere girişler, farklı çevrelerin olaylara farklı yaklaşımları ve kitabın kahramanlarıyla asıl öz olması gerektiği düşünülen anlayışın peşinden koşuşturmalar diyebiliriz. Sadece ne anlatıldığını özetlemek istedim.
Kitap : Yaprak Dökümü
Yazar: Reşat Nuri Güntekin
Yine neden okuduğumu bilmediğim sadece Reşat Nuri okuma isteği ile okunmuş bir kitap. Kitapta gerçekten yapraklar dökülüyor ama sonradan arkadaşlarımın uyarmasıyla farkettiğim dizide ağaç iğne yapraklı mı olduğundan nedir bir türlü dökülmüyor.
Ama geçenlerde TRT de hem mekan hem karekterler açısından birebir aynı diyebileceğim kitabın birebir kopyası olan eski yapım, filmmiydi o zamanda dizimiydi bilemediğim haliyle karşılaştım ve kitabı okumuş biri olarak gerçekten takdirle izledim diyebilirim.
Kitap : Cemile
Yazar: Cengiz Aytmatov
Son zamanlarda baya “Cengiz Aytmatov” kitabı okudum diyebilirim. Bu kitabı okuduktan kısa bir süre sonra yazarın vefatı bana “iyiki okumuşum henüz aklımda canlı iken yâd etmek iyi oldu” diye düşündürdü.
Yazarın okuduğum bütün kitaplarında aynı karakterleri buldum diyebilirim. Şimdi hem ortam hem de şahıslar kafamda Ona dair bir kitap okuduğumda daha kolay canlanıyor. Ama “Cemile” romanından yazarın anılması sırasında o kadar çarpıcı bahsedildi ki aynı çarpıcılığı ve derinliği yakalayamadığımı görmek beni üzdü. İlerde tekrar elime alacağım sanırım.
Kitap : Benim Üniversitelerim
Yazar: Maksim Gorki
Yine okumakta oldukça zorlandığım, akıcılık açısından, bir kitap diyebilirim. Ben hayat okulunu okudum derler ya bizim ülkemizde işte onun açılımını bu kitapta görebilirsiniz.
Aug 9, 06:20 PM