Jul 27, 07:10 PM
tarif: "Sıcaklık"
Eve ateş yağıyor!
Jul 27, 07:10 PM Comment
Navigation | Kımıldan!
“İt ayağı yemiş gibi” dolaşmaktan olsa gerek gözüme sık sık takılan kahvaltı marketler neden aynı zaman da günün her saati “kahvaltı sofrası” hizmetini müşterilerine sunmuyorlar. Onlar da, tabi hepsi için demiyorum ama bu işte oldukça iyi olanları var gerçekten, her zaman en taze ve çeşit çeşit ürün bulmak mümkün.
Yapacakları tek şey 6 en fazla 8 masa açmak ya da buna ayıracak bütçeleri yoksa benim bulunduğum semtde bazıları pastahane yanındalar. Pastahane ile anlaşarak servis hizmetini onlara bırakabilirler, sadece ürünleri sağlayabilirler, bunun da oldukça getirisi olacaktır.
Diğer bir düşüncem bu konuda bence 3 standart menü hazırlamaları:
1) Herşeyin en kalitelisinin olduğu
2) İkinci kalite ürünlerin olduğu ( mesela peynir kaliteli bırakılır, zeytin 2. sınıf olur ya da bazı ürünler kısılabilir kalite aynı bırakılabilir )
3) Üçüncü kalite ürünlerin olduğu
Tabi ki bir de içeriği müşterilerin belirleyebileceği menüler olmalıdır ki işte peyniri birinci sınıf istiyorum, zeytin ikinci sınıf olabilir ya da peynir, zeytin şu çeşit olsun diyebileceği, sucuklu yumurta olaylarına girebileceği. Ama işi menemene vardırmamak lazım diye düşünüyorum o zaman bir de manava ihtiyaç duyulacağı kesin.
Dikkat: Olur ya bu fikri uygulayayım diye gaflete düşecek olan bir işletmeci olursa sadece işletmesi gerçekten düzgün olanlar girişsinler zaten ortalıkta oldukça kalitesiz yerlerin bulunduğu sektöre bir yenisini ekliyerek beni de mesuliyet altında bırakmasınlar!!!
Jul 25, 06:30 PM Comment
Maddi fotoshop’ u biliyoruz ve görüyoruz, sokaklar onlarla dolu. Hepimiz bütün kusurlarımızı gizleyerek ve mükemmel görünmeye çalışarak sokak podyumuna çıkıyoruz.
Diğer bir Fotoshop’ tan pek bahsetmiyoruz mutlaka görüyoruz ve biliyoruz ama biraz da kendimizle alakalı bir durum sanki. Yani “manevi fotoshop” : dışarda da ( sokak, şirket, misafirlik,... ev harici her yer ) olmayan kişiliğimizle hareket ediyoruz olmadık şekilde incelip, manyak centilmen, yardımsever ve tabiki bir de entellektüel oluveriyoruz. Yemediğimiz şekilde yemek yiyor ve konuşmadığımız düzgünlükte konuşuyoruz.
Tabiki toplum içi davranışlarımız daha ölçülü ve dikkat edilmesi gereken tarzlarda olmalı ama kültürümüzden uzaklaşmak ve abartmak buna dahil değil sanırım.
Bir de bakmışız artık sokaklarda gezmiyoruz resmen kendimizi arıyoruz. Vaktimizi bekliyelim derken birde kaybolmak; doğrusu işimizi iyice zorlaştıracak bu yolculukta.
Jul 24, 05:36 PM Comment
Kitap “fizikötesi açısından ufuklar ve daha ötesi” olarak geçiyor. Sezai Karakoç okumalarına devam. Gitmeden 3 kitap daha sipariş verdim, onlarıda okur gidersem iyi olacak. Sipariş verdiklerim inceleme yazıları olan: Yunus Emre, Mehmet Âkif, Mevlâna. Çok uzun zamandır haklarında okumak istediğim halde güvenip bir türlü kitap alamamıştım ama Sezai Karakoç’ un incelemelerinin oldugunu öğrenince aradığımı bulduğumu düşünmüştüm. Siparişlerini vermekte bugüne nasip oldu.
Şimdi kitaptan her zaman olduğu gibi bazı cümleler aktaracağım.
“İnsanlık, dizginlerinden boşanmış at gibi alıp başını giderken, gök bağışı sistem, kenarda kalan bir koşum takımı gibi yokluğu kucaklıyor.”
“Eskimeyen din, her zaman yeni ve gün gün mayalanan seher şarabının, aşk şarabının sahibi değil midir? Eski ruh tulumu, her zaman yeni kalan bu kevseri taşımaya güç yetiremeyince, bugün olduğu gibi, sorumluluktan kaçıp bomboş kalmayı mı yeğeleyecektir?
...Bu kez, hiçliğin ve boşluğun kurbanı olacaktır ruhumuz. İçten vurulmuş olacaktır. Büzülüş ve kıvranışlarla, sönüp gitme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.
...Hakikatı yüreğinde köklü bir gün tutuluşuna uğratan bir vicdan azabının avucuna düşmüş olmanın kırıştırdığı yüzünde.”
“Ruhumuz bu atılımında ilk araç olarak aklımızı kullanma âdetindedir…
Sırlara ermenin, ya da onlara ulaşmanın bir yolu kalıyor. O da doğrudan ruhumuzu çalıştırmaktır…Ruhun içinde gizli olan pencereleri açmaktır.
Bu pencereler, tabiî (default) halinde, örtük ve kapalıdır…”
“...İslâmın millet anlayışını unutturup ırkçılığı milliyetçilik diye kabul ettirme, kavramların yozlaştırılması demekti…”
“...Firavun ve askerlerince imha edilme niyetiyle izlenmeleriyle, kırk yıl çölde kavmiyle dönüp durmasıyla, tahammülü aşan bu zahmetleri çektileri…
Ortaçağ Avrupasında, Peygamberimiz, kendisine papalık verilmediği için çöle kaçıp yeni bir din icat eden bir kardinal gibi tanıtıldı...”
“Bugün, islâm dünyasının en büyük problemi bu noktada düğümleniyor. Batı, onu her zaman istediği alanda polemik yapma cihetinde sürüklüyor…”
“...Bu dünya Tanrının bizi ağırladığı ilk konukevidir. Sınayıp denediği bir ev. Yılda bir ay da, daha iç odalara, saraylara çağırır bizi Tanrı. ‘Biraz daha yakın ol.’ Tam yerleşiklik ve yerini bulmaysa , ölümden sonraki hayatta gerçekleşecektir.”
“Bu sınavda, daha güçlü, daha bilinçli olalım diye, yılda bir ay, bizi daha iç bölmelerde sırları, şifreleri çözme bilimi temrinlerine çağırıyor…‘Belli saatler ölü gibi ol ki, en büyük diriliğe ve dirilişe, uyanışa ve aydınlanışa eresin’ demektir bu.”
“Kabuktan içe doğru yolculuk başlıyor oruçla.”
“Evet, oruç, şeytanın, inançsızlığın, inkârın attığı oklardan mü’ min kalbini koruyan Allah’ ın tuttuğu bir kalkandır.
Fizikötesi bir zırh, bir kalkandır oruç...”
“Oruç, namaz, hac, zekât, mü’ min için, ölçülmez kudrette fizikötesi güçlerle destekli, besli ve donanmış bir nimet, bir seçkinlik, bir savunma ve ileri atılma güvencesi ve silâh bütünü demektir.”
“Kimi insan, yeryüzü seviyesindedir. Hayvanlara, nebatlara, hemcinslerinden daha yakın, daha fazla akraba. Sanki, eşyanın dış yüzüyle diyalogda olmakla sınırlıdır ruhu. Ve o bundan memnundur. Eşyanın içi ve ötesi, bir sürpriz saklıyor mu bize, bundan habersiz ve buna ilgisizdir.”
“İnsan, üstüne göksel bir ışık tutulmuş, bir anlam ve amaç podyumunda, rolünü acemice ya da ustaca, berbat bir şekilde ya da olağanüstü bir yetenekle oynayan, kulisten kulağına fısıldananı tam ya da yarı işiten, önceden ezberlemiş olduğu için mükemmel tekrar eden ya da kekeleyip duran, hatta kimi zaman söylenecek sözleri ta içinde hazır bulan, sanki yaşantısı kare kare, an an filme alınan bir eser kahramanıdır…”
“Kendisini şahdamarından yakalamak isteyen dirilmez ölüme kılıcını saplayan, ruhunu şerha şerha yarıp yokluk gömülmesinden kurtulan, kabaran damarlarında ve akan kanında fizikötesi nabızlarının attığını hisseden yücelik yarışı binicisidir insan.”
Aslında daha yazacaklarım vardı ama ne ortam ne de diğer şartlar elvermedi hayırlısı olsun…
Dec 2, 07:38 PM Comment
Uzun süredir arkadaşlarımla bu yazıyı paylaşmak istiyordum ama içeriği dışında ne başlığını ne de yerini hatırlayamıyordum. Bu yazıyı yayınlandığı tarihte yani 2000 yılında okumuştum ki o zamanlar Yenişafak’ ın sıkı takipçilerindendim. Bu yazı için yazarına da mail atmıştım ama maalesef başlıgını hatırlayamadıgım için kendisi de yardımcı olamamıştı. Bayram dolayısıyla gittiğim memlekette yiğenime eski bir yıllığımı gösterirken içinden bu yazı gazete küpürü olarak çıktı( zamanı gelmiş! ). Ben de Yenişafak’ ın arşivinden bularak buraya eklemeyi uygun buldum.
Aşk ve ihanet
Her şeyin âşığın kalbinde olup bittiğini anlamamız gerekiyor. Âşık, sevgilisini kendi eliyle seçmiştir, doğru. Ne var ki, onu seçerken gerçekten “kendi ellerini” kullanıp kullanmadığı bir sorudur. Çünkü bir başka vesileyle değindiğimiz gibi, âşık, gerçekte alın yazısını arayan biridir. Onun “seçeceği” sevgili, onun kalbinin derinliklerinde beklemektedir. O masal izleğine atıfta bulunalım: Delikanlı düşünde bir kız görür ve onun ardına düşer. Düşte görülen kız, delikanlının kalbinde yer etmiş olan sevgilinin bir bakıma cisimlenmiş halidir. O kız (veya genelde o sevgili) aranıp bulunacaktır. Ama onun hakkında ne biliniyor? Hiç. Yalnızca sevgilinin şekline, şemailine ilişkin ip uçları varbulunmaktadır. Ama âşık için bu kadarı yeterli sayılıyor. Âşığın gözünün kör olduğunun söylenmesi tam da bu noktada gerçeklik kazanıyor: o, kendi kalbinde taşıdığı duygunun aynıyla sevgilisi tarafından da yaşandığını varsayıyor. Beklentisinin boşa çıkartılabileceğini aklının ucundan bile geçirmiyor.
Sır, âşığın kalbindedir; o, bunu biliyor. Ne var ki, sırrın kendine tevdi edilmiş bir emanet olduğunun fazlaca farkında ve bilincinde değildir. Kendisine emanet olarak tevdi edilmiş olan sırrın bir başkasına ifşa edilmemesi gerektiğini düşünemiyor. Veya öyle haller oluyor ki, âşık durumu bile bile sırrını ifşa etmekten kaçınamıyor. Sırrı ifşa etmemesi gerekirken ifşa ediveriyor. Bu da onun hüsranına yol açıyor: sevgili diye bilinenin, aslında sevgili değil, fakat hain olduğu ortaya çıkıyor. Acaba âşık indinde bu da bir kazanç sayılmalı mı? Öyle ya, hiç mi kazanç getirmeyen bir zafer olamaz? Veya hiç mi hüsranla sonuçlanmayan bir muzafferiyet elde etmek mümkün görülmez? Bütün bunlar mümkündür.
Bütün bunlar mümkündür, ancak bu mümkünler âşığın beklentisinin dışına düşüyor. Âşık, sırrını verdiği sevgilisinin o sırrı muhafaza edeceğini düşünüyor. Oysa o sır, başkalarına aktarılmak üzere ondan sızdırılmıştır. Âşık, aslında kendine tevdi edilmiş olan emanete ihanet etmekte beis görmüyor; fakat sevgilinin aynı emanete ihanet etmesi onu hüsrana uğratıyor. İhanet ihanettir. Ve de âşığın ihaneti ile maşuğun ihaneti bir bakıma aynı makuledendir.
Söz konusu olan yanlış bir aşktır. Âşık, sevgilisini bulmuştur, ama bu sevgili yanlış bir sevgilidir. Âşığa da bir sır tevdi edilmiştir, ama bu sırrın ilticâgâhı da yanlıştır. Sonunda belki her şey düzelebilir, ona bir şey diyemeyiz. Ama sırrın yanlış yere tevdi edilmesiyle, aşkın yanlış kişiye yöneltilmesi (yönlendirilmesi); sonu hüsran olacak bir akıbete hükümlü görünüyor.
Yazar: Rasim Özdenören
Kaynak: 23 TEMMUZ 2000 www.yenisafak.com.tr
Oct 18, 10:18 PM Comment
Ayetler: 75-76: (İbrâhim) dedi ki:
“Siz ve sizden önceki atalarınızın neye taptıklarını şimdi gördünüz?
77: Onların hepsi benim düşmanımdır; âlemlerin Rabbi hariç;
78: O ki, beni yarattı, sonra da bana o doğru yolu gösterir;
79: O ki, beni yedirir, içirir.
80: Hastalandığım zaman O bana şifa verir.
81: O ki, beni öldürür, sonra beni yine diriltir.
82: Ve O ki, ceza gününde günahlarımı bağışlamasını ümit ederim.
83: Ya Rab, bana bir hüküm ver ve beni iyiler zümresine kat!”
Kaynak: Kur’ ân-ı Kerîm ve Yüce Meâli, Elmalılı Hamdi Yazır, Huzur Yayınevi, İstanbul.
Feb 16, 02:45 PM Comment
Youtube’ da video izlediniz ve her daim elinizin altında bulunsun istiyorsunuz. Aslında ben bu hizmeti sadece mp3 elde etmek için kullanıyorum ama .avi, .mp4 gibi çeşitli formatlara da çevirim söz konusu.
En hoş tarafı upload olayının olmaması yani çevirimin gerçekleşmesi için Youtube’ dan önce videoyu indirip sonrada convertion(çevirim) işini yapan siteye tekrar yüklemek zorunda kalmamamız ki indirmek içinde ya bir eklenti ya da başka bir program daha kullanmak zorunda kalacaktık.
Siteye direk linki veriyorsunuz, dönüştürmek istediğiniz formatı seçiyorsunuz böylece hem indiriyor hem de convertion yapıyor. Sonunda da indirmeniz için size teklifte bulunuyor ve ayrıca link olarakta sunuyor.
Feb 2, 07:33 AM Comment [2]
Demek ki birinci yılımızı tamamladık. Öncelikle elimden geldiği kadar güzel olanı paylaşmaya çalıştığımı belirtmek isterim ve bu kadar.
Sitenin birinci yılını aşağıda göreceğiniz üzere flickr kısmını ekleyerek çiceklerle karşılamak istedim her ne kadar mevsim kış olsada. Bazı başlıkların da fontlarıyla oynadım. Rabbim daim hayırı paylaşmayı nasip etsin.
Söz-Müzik-Söyleyen: Ali Asker
Feb 1, 05:18 AM Comment
Yüce peygamberimiz Hadis-i Şerif’ lerinde: “Annenin yaptığı dua en çabuk, en acele kabul olan dualardandır.” buyurmuştur. Ashab-ı Kiram, sebebini, hikmetini…öğrenmek istemişler. Resûlullah (Aleyhisselâm): “Çünkü anne, babadan daha merhametli ve daha şefkatlidir.” “Merhametli ve şefkatlinin duâsı ise, elbette boşa gitmez.” buyurmuşlar. Allah, cömert kullarını sever. Anne, nesi var, nesi yok evlâdına hiç düşünmeden veren…bir baş tâcıdır.
Dinimizde anneye hizmet, babadan önce gelir. Ebû Hüreyre (R.A)’ in rivayet ettiği Hadis-i Şerif ‘de…: Ashab-ı Kiramdan biri şöyle sordu: “Ya Resûlallah! Güzel güzel kimle alâkadar olayım, kimi himayeme alayım? Kiminle güzel güzel sohbet edeyim. İnsanlardan bu hakka en güzel bir şekilde kim lâyıktır?..” Yüce Peygamberimiz(s.a.v)...: “Annen, sonra yine annen, sonra yine annen, daha sonra da babandır.” buyurdu. Hadis-i Şerif’ de, anne hakkının babanınkinden üç misli daha fazla olduğu bildirilmektedir…
Fıkra:
...Köylünün biri şehire gelip müftü efendiye oğlundan dert yanmış: “Hocam, hocam! Bizim oğlan bugün beni sopa ile kovaladı. Çok canımı yaktı. Sopa ile her tarafımı dürterek kanlar içinde bıraktı. Senin anlıyacağın oğlum beni dövdü” demiş.
Müftü Efendi: “Fe Subhânallah! Bir evlâd nasıl babayı döver? Peki sen evlâdına dinini, Allah’ ını, Peygamberini öğretmedin mi?” diye ilave etmiş.
Köylü: “Hocam, köy hali bu. İşten, güçten vakit olmadı din terbiyesi vermeye” demiş.
Müftü Efendi: “Be köylü baba ne diye ağlar, sızlarsın, ne diye oğlanın kusuruna bakarsın! O seni öküz sanmış, çift sürerken öküzleri dürttüğü gibi, seni de öylece dürtmüştür!...” demiş ve ilâve etmiş: “Dinini bilmeyen evlâd, ana-babaya hürmetin nasıl ve ne şekilde olacağını nereden bilsin be köylü baba.”...
Kaynak: Ana-Baba Haklarının Fazîleti Komşu ve Evlât Hakları, Hatat Hafız Yusuf Tavaslı (Emekli İmam-Hatib), Hatat Tavaslı Yayınları, İstanbul.
Yukarıda Peygamberimize (s.a.v) sorulan soruda: “Güzel güzel kimle alâkadar olayım? Kiminle güzel güzel sohbet edeyim? İnsanlardan bu hakka en güzel şekilde kim layıktır?” sorularının cevabı: “Annen, sonra yine annen, sonra yine annen, daha sonra da babandır.” ilginç değil mi. Aslında bu olayı anlatmadan bir anket yapılacak ve herkese bu soru sorulacak: “Ağzında geveleme çabuk söyle, kim layık olan!” Haa bu arada merak etmeyin ben de kendime sordum, sizinkiden pek farklı değil :D.
Jan 28, 02:16 AM Comment [1]
Pazarı pazartesiye bağlayan gece aşûra gecesi olup pazartesi sabahıda aşûra günüdür. Rabbim hayırlar ihsan eylesin.
“Denildi ki Aşûra gününe bu ismin verilmesi, Allahü teâlâ’ nın on Peygambere (aleyhimüsselâm) on kerâmet ikrâm etmesindendir.
1. Âdem aleyhisselâmın tevbesini o gün kabûl etmiştir.
2. Nûh aleyhisselâmın gemisi Cûdî dağına o gün oturmuştur.
3. Süleyman aleyhisselâm o gün melik olmuştur.
4. Yûnus aleyhisselâm o gün balığın karnından çıkmıştır.
5. Yûsuf aleyhisselâm o gün babasına kavuşmuştur.
6. İdris aleyhisselâm o gün yüksek yere kaldırılmıştır.
7. İbrâhim aleyhisselâm, o gün Nemrud’ un ateşinden kurtulmuştur.
8. Mûsa aleyhisselâm o gün Fir’ avndan kurtulmuştur.
9. Eyyûb aleyhisselâm o gün hastalıktan kurtulmuştur.
10. İsâ aleyhisselâm o gün göğe kaldırılmıştır.”
Kaynak: Şir’ at-ül İslâm, Berekât Yayınevi, Birinci Baskı, İstanbul, 1979, Muhammed Bin Ebûbekr, Şerheden: Seyyid Alizâde, Terceme: A. Fârûk Meyân, Lûtfullah Uyan, Sayfa: 217.
Âyet: 131-“Kâfirlerden birkaç çiftini, kendilerini fitneye düşürmek için, dünya hayatının cici-bicisi olarak yararlandırdığımız şeylere gözlerini dikme sakın! Oysa Rabbinin rızkı (nimeti) hem daha hayırlı, hem daha kalıcıdır.
Âyet: 132-“Hem âilene (ümmetine) namazı emret, hem de kendin ona sabırla devam et!. Biz, senden bir rızık istemiyoruz, seni Biz rızıklandırırız; güzel sonuç takvanındır.
Kaynak: Elmalılı Hamdi Yazır, Kur’ ân-ı Kerîm ve Yüce Meâli, Huzur Yayınevi, İstanbul, Tâhâ Sûresi, Sayfa 320.
Jan 26, 04:11 PM Comment