28.05.06
Lüzumsuz Adam, Aşka Dair Öyküler
Uzun süreli kitapçılara gitmem, aslında rafları dolaşmayı seven bir adamım ama bu havayı günümüzde yakalamak zor. İmkan arttı zevksizliğide arttı diyebiliriz. Bir de üretimin sadece üretmek için olduğu sektörler arasına girmesiyle(kitapçılık sektörü :D) bazen vakit kayıplarına bile sebebiyet vermekte. Ama bazen öyle bir duygu alır ki kendimi rafların önüne atmadan ve okunacak bir kaç kitap almadan o gün kesinlikle içim rahat etmez. Velhasıl öyle anların tekinde tercihim olan kitapçıya vardığımda indiriminde beni beklediğini gördüm 15YTL’ ye(pardon Y’ si kalkmış artık ne de çabuk alıştık) 3 kitap alıverdik.
Bu kitaplardan ilki Sait Faik Abasıyanık’ a ait Lüzumsuz Adam kitabıdır. İçerisinde insana ve İstanbula ait bir çok şey bulabileceğiniz küçük öyküler barındıran bu kitabın son 3 öyküsünü okumaya muvaffak olamadım. Ya otobüste ya kütüphanemizde ya da o gün oturduğumuz bir yerde kalan o kitap sırra kadem basdı diyebiliriz. Bulan arkadaş lütfen okusun. Bir de evveliyatın birinde fizik notlarımı ve kitabımı çantamla birlikte “fizik sınavı” öncesi çalan sahış da umarım o notları ve kitabı okumuştur yoksa hakkım üzerindedir tâ ki onlardan bir şey okuyup anlayıncaya ya da işine yarar bir öğrenciye verinceye kadar.
Diğer kitap ise Senai Demirci’ ye ait Aşka Dair Öykülerdir. Bu kitap daha çok evli çiftlere yönelik mesajlar verse de içerisinde aday adaylarına ve adaylara da baya bir şeyler katan öyküler var diyebiliriz hatta deriz. Kitabın genelinde gerçek aşkın sevginin helal de aranması gerektiği ve gerçek lezzetinde helal içerisinde olduğu anlatılmakta olup Said Nursi hazretlerine ait *“Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir.” sözünü öz edinmektedir. Ayrıca “Helâl dairesini genişletmek” kavramıda baya dikkat çekici, göz önüne alınması gereken bir mesele olarak karşımıza bu kitap da çıkmaktadır. Bu kavrama yazarın sözleriyle bir bakalım:
“…Keyiflerini helâlinden arayanların unutmuş olabileceği bir nüansı hatırlatmak istiyorum. Bu sözdeki* ‘Helâl dairesi’ kavramı, alışkanlıkla ilk bakışta anladığımız ‘keyf’ i kısıtlayıcı ve azaltıcı bir anlamla karşımıza çıkıyor. Bu sözün sahibi keyfimizden helâl dairesi adına vazgeçmemizi ya da yoksun kalmamızı değil, keyfimizi helâl dairesinin asude sınırları içinde kalitelendirmemizi ve derinleştirmemizi bekliyor. Sanıldığının aksine, helâl dairesi keyfin bir kısmını hayatımızdan kesip atmıyor, helâl kaygısı lezzetlerimizi eksiltmiyor. Yoksa, helâl dairesinin dışında bir lezzet ve keyif olduğunu farz ederiz ki, bu durumda lezzeti ve keyfi tersinden tatmaya çalıştığımız anlaşılır. Lezzet helâliyle beraber lezzettir…”
“Helâl dairemizi sırf kendi taassublarımız yüzünden iyice daraltıp, sığlaştırıp, yozlaştırıp, yavanlaştırıp gözümüzü dışarıya kaydırmak, nefsimizi dışarıya karşı iştahlandırmak bizi iman lezzetini tatmaktan alıkoyduğu gibi, en başta ‘hısn-ı hasinimiz’ yani son sığınamız olan yuvamızı evimizden ve elimizden çıkarma tehlikesini getiriyor.”
“Şu halde, ‘Helâl dairesi’, bir muhayyel ‘haram dairesi’ olmadığına göre, lezzetin, keyfin, hazzın, saadetin, tatminin gerçekleştiği, sahihleştiği, derinleştiği tek zemindir. Haramlı lezzet mümkün değildir, helâl dairesi dışında keyif eksiktir, kusurludur, yaralıdır, gölgelidir ve aslında yoktur.” diyor.
Eşlerinize dokunmaktan(cinsel bir niyet olmasada), ellerini tutmaktan ve onlara seni seviyorum demekten çekinmeyin “Helâl dairenizi genişletin” diyor. Tabi bir de eşlerin birbirlerini değiştirmeye çalışmadan, aşkla ve aşkın bittiğinin sanıldığı yerde onu kurtaracak ondan daha keskin bir iksir olan şefkatle yuvaların devamını sağlamalarının gerekliliğini vurguluyor.
Bunu ne ile yapıyor diye sormaya gerek yok, Senai Demirci deyince öykü akla gelir. O güzel ses tonu bu kitapda olmasa da süper heyecanlı öyküler sizleri bekliyor.
28.05.06